Etkileşimli Deneyim Tasarımına Giriş

MAR. 23, 2023

Aslında bakarsan, her şey deneyim tasarımının konusu olabilir. Çünkü hayatın içinde yaşadığımız her “an” bir deneyim ve her şey bizim tercihlerimizle ortaya çıkıyor.

Etkileşimli Deneyim Tasarımına Giriş


Yazar: Zeynep Burcu Kâya Alpan

Editör: İpek Kuran Yıldırım



“Kullanıcı deneyimi”, “deneyim tasarımı”, “etkileşim tasarımı” kavramları hayatıma görece yeni girdi. Aslında mimarlık okurken başka kavramlar altında öğrendiğim bilgilerin, edindiğim deneyimlerin ve sonrasında Mekan Space olarak yaptığımız üretimlerin bu başlıklarda nasıl toplanabileceğini geçen sene fark ettim. Oyun tasarımı yüksek lisans derslerimi alırken ise üç boyutlu etkileşim tasarımı konularını öğrenmeye, araştırmaya başladım. Yani bahsedeceklerimi, üzerine düşündüğüm ve toparlamaya çalıştığım konuların bir derlemesi olarak görebilirsiniz. Bu yazıyı, bilgi verme amacıyla değil, üretim yaparken içselleştirdiğimiz şeylerin adlandırma ve tanımlama denemesi olarak yazdım. Asıl amacım tatlı bir tartışma ortamı yaratmak.


Deneyim Tasarlanır Mı?


IDEO’da çalışan ürün tasarımcısı arkadaşımız yıllar önce bir sohbet sırasında aslında ürün değil sistem tasarladıklarını anlattığında bana çok değişik gelmişti. Aklımda sistem tasarımı kavramı üzerinden kalanları şu anda deneyim tasarımı olarak görüyorum. Ve tasarımın, hatta üretimin tüm alanlarına da bu gözle bakmak çok doğal geliyor.


Deneyim kelimesi iki şekilde anlaşılabilir. Bunlardan ilki, Almanca’da “das Erlebnis” olarak geçen; belli bir zaman dilimi içerisinde ve bir olay sırasında an be an yaşanan ve duyularla algılanan şeylerin toplamı; anlık “yaşantı” olarak tanımlanabilir. İkincisi ise Almanca “die Erfahrung”; yani anlık yaşantıdan elde edilen kazanım, tecrübe. Anlık yaşantıyı sadece şimdi, anda yaşayabilirsin. Tecrübeyi ise ancak bu anlık deneyimin bittikten sonra edinebilirsin. İkisi de öznel, ikisi de sana ait.


Deneyim tasarımı konusundan bahsederken an be an yaşanan deneyimden bahsediyoruz. Buna belli bir zaman diliminde duyularınla algıladığın şeylerin toplamı da diyebiliriz. Yani, edindiğin tecrübeden ziyade, o an ne yaşadığınla ilgili bir konu. Tabii, deneyim tasarlandığında dolaylı olarak kazandığın tecrübe de tasarlanmış oluyor. Öte yandan, yaşanan deneyim ne kadar öznel olsa da deneyimden edindiğin kazanım her zaman çok daha öznel ve tamamen sana ait.


Kısaca söylemek gerekirse biz bir tek tasarım yapıyoruz, bunu yüz kişi yüz farklı şekilde deneyimliyor. Dolayısıyla yüz farklı tecrübe ediniliyor. Zaten işin güzel tarafı yüz farklı tecrübeye dönüşebilecek bir deneyimi tasarlamak. Herkes tıpatıp aynı şeyi yaşayıp aynı tecrübeyi kazanırsa çok da iyi bir iş yapmış olmayız.


Burada sanat ve tasarım kavramlarıyla ilgili bir tartışmaya girebiliriz. Çünkü herkesin bakıp farklı anlamlar çıkardığı işler genelde sanat işleri olarak değerlendirilir. Buna ek olarak sanat eseri işlevi önemsemez diyebiliriz. Bana göre, başarılı bir sanat eseri izleyeni üzerinde belirli bir his yaratır. Buna aura da diyebiliriz.


Bu hissi, yani aurayı yaratma sürecinde tasarımın yeri yok mu? Bence var. Kompozisyon oluşturmak tasarım değil mi? Renk seçimi tasarım değil mi? Malzeme seçimi yaparken tasarımdan bahsedemez miyiz? Bir resim duvara asılacağı zaman kaç cm yüksekliğe asılacağı düşünülürken tasarlanan şey kullanıcı deneyimi değilse nedir? Bu sonuncuyu sanat eserinin üretiminden bağımsız bir şey olarak da görebiliriz. Fakat sanatçının, izleyicinin bakış açısını göz önünde bulundurduğu her durumda, farkında olarak ya da olmayarak, kullanıcı deneyiminin göz önünde bulundurulduğundan bahsedilebilir diye düşünüyorum.


Bana göre Mona Lisa belli bir hissi verecek şekilde tasarlanmış. Ama Mona Lisa’ya baktığında ne hissettiğin tamamen senin dünyayı algılayış biçimine bağlı. Farklı zamanlarda farklı hisler yaşaman da olası. Özetle iyi bir sanatçı aynı zamanda iyi bir deneyim tasarımcısıdır diyor ve bu söylemimi tartışmaya açmak istiyorum.


Yukarıdaki şemada sanat, tasarım ve mühendislik disiplinlerini oynak bir şekilde işlevsellik aksına oturttum. Soyut dışavurumculuğu işlevselliğin sıfır olduğu noktada, CNC makinesi mühendisliğini işlevselliğin en yüksek olduğu noktada değerlendirirsek, “bilinçli yapılan” deneyim tasarımı arada kalan alanlarda yer alır; sanatın ve mühendisliğin bazı örneklerini kapsarken bazılarını kapsamaz. Deneyim ise (tasarımı değil) elbette bu alanların tamamını kapsar.


Kullanıcı deneyimi ve deneyim tasarımı mevzuları ürün tasarımcıları ve arayüz tasarımcıları tarafından sıkça kullanılıyor. Fakat bu alanlara biraz önce sanat ve tasarım üzerinden yaptığımız karşılaştırmanın işlevsel olan tarafından baktığımızda, tamamen işlevselliği düşünen bir arayüz tasarımı deneyim tasarımı sayılamaz. Yani bir meseleye tamamen işlevsellik açısından bakıldığında, orada bilinçli ve kasıtlı bir deneyim tasarımı yapılmış olmaz. Fakat kullanıcının belli bir hissi deneyimlemesini isteyen arayüzlerden bahsediyorsak deneyim tasarımı alanına girmiş oluruz.


Şunu baştan kabul ediyorum ki, ben bu yazı çerçevesinde her şeye deneyim tasarımı lensinden bakıyorum. Bu sadece bir bakış açısı. Bu lensten baktığımda şunları görüyorum: Bir yemeği yaparken, aşçı yemeğin ağızda nasıl dağılacağını düşünür. Bir ayakkabı üretirken, kunduracı ayaktaki rahatlığı düşünür. Mimar bir odadan diğer odaya nasıl geçileceğini düşünür. Bir masal anlatıcısı dinleyeni nasıl heyecanlandıracağını düşünür. Bunların hepsine deneyim tasarımı diyebilirim. Aslında bakarsan, her şey deneyim tasarımının konusu olabilir. Çünkü hayatın içinde yaşadığımız her “an” bir deneyim ve her şey bizim tercihlerimizle ortaya çıkıyor.


Kullanıcı deneyimi, deneyim tasarımı kavramlarının kullanılmadığı yüzyıllar, bin yıllar boyunca deneyim tasarımı yapılmadı mı? Bana göre içkin bir şekilde yapıldı, yapılıyor, yapılacak. Verdiğim aşçı, kunduracı ve mimar gibi meslek örneklerinin birincil hedefi deneyim tasarlamak değil belki. Bu yüzden deneyim tasarımına daha yakın örnekler de vermek istiyorum. Hediyeler neden paketlenir? Hediyelerin güzelce, özenle paketlenmesi ve hediye edilen kişi tarafından açılması ritüeli deneyim açısından değerlendirilebilir. Fashion showlar, IKEA mağazalarının tasarımları, lunaparkların içinde bulunan makinalar tasarlanmış deneyimin güzel örnekleridir.


Deneyim Tasarımında Kilit Kavramlar


Deneyim tasarımında bana göre birincil amaç, farklı duyulara bütüncül şekilde hitap etmek. Birçok duyuya hitap ederek seni belli bir hisle “sarmalamak”. Burada “sarmalama” önemli bir kavram. Deneyim tasarımında kilit olan “immersiveness” kavramının türkçesi olarak kullanılıyor. "Immersiveness", "bir hissin, bir duygunun seni sarmalaması, içine alması" olarak düşünüldüğünde Türkçe'de yer alan "sarmalama" sözcüğüyle doğru bir karşılık buluyor. En son ne zaman belli bir his tarafından kuşatıldın? En son ne zaman bir his seni sarmaladı? Bunu yapan bir film olabilir, bir resim olabilir, bir video olabilir. Ve bu herhangi bir medyanın dışında bir anı da olabilir. Aynı konu “orada olma” (presence) hissi üzerinden de düşünülebilir.


İkinci önemli şey ise deneyimin seni bir yolculuğa çıkarması. Bilinçli veya içkin bir yöntemle, isteyerek veya istemeyerek bir üretim seni bir yolculuğa çıkarıyorsa orada deneyim tasarımı vardır. Yolculuğa çıkmak dediğimizde işin içine süre kavramı ve akış da girmeye başlar. Hareketin akışı, hislerin akışı… Sinema ve oyunlarda kullanılan dramatik yapı (dramatic arc) da bunu tarifler. Yani filmler, bilinçli ve istemli bir yapıyla seni yolculuğa çıkarır.


Üçüncü kilit nokta ise etkileşim. Bir iletişim aracı etkileşimli hale geldiğinde farklı akışlar ortaya koyar. Hatta her deneyimleyenin farklı akışı olabilir. Bu noktada farklı etkileşim seviyeleri söz konusu olur (buna da bir sonraki yazımda değineceğim). Bir iletişim aracı etkileşimli değilse, yani statikse, ortada tek bir akıştan söz edilir. Dolayısıyla her bireyin farklı tecrübeler edinme olasılığı düşüktür. Ama bu, statik olan deneyimin daha “az” olduğu anlamına gelmez. Ne kadar çok etkileşim o kadar iyi diye bir denklem yok. Bununla birlikte Mekan Space ekibi olarak elimizden geldiğince etkileşim kapasitesini artırdığımız deneyimler üretmeye çalışıyoruz :).


Bunun en önemli sebebi şu; etkileşim, yapısı gereği kişinin aktif katılımı anlamına geliyor. Bir iletişim aracı seni kendi kararlarını almaya ittiğinde, bu seni belli bir role sokuyor. Ve aidiyet yaratıyor. Aidiyet ve aktif katılım, etkileşimin sonuçları olarak görülebilir. Etkileşimin nasıl aidiyet doğurduğunu örneklendirecek olursam, her ne kadar kültürümüzde yer etmiş olmasa da topluluk bahçelerinin (community garden) uygun bir örnek olduğunu düşünüyorum. Topluluk bahçelerinde zaman geçirmek, rol almak topluluğa olan aidiyeti kuvvetlendirir. Katılımcı kentsel tasarım pratiklerinde de aidiyet çok önemli bir konu olarak karşımıza çıkar.


Bir başka örnek ise hazır kek karışımları olsun. Hazır kek karışımları 1940’larda ilk çıktığında içine sadece su katılması yeterli iken satışlar beklenen seviyeye ulaşmamış. Bunun üzerine konuyu araştırmakla görevlendirilen Ernest Dichter isimli psikolog, karışımın tamamen hazır olmasının özellikle ev kadınları üzerinde yarattığı olumsuz etkiyi fark etmiş. Karışım, içine kullanıcı tarafından yumurta eklenecek şekilde tekrar piyasaya sürüldüğünde ise beklenen satışlara ulaşılmış. Çünkü insanlar tek bir yumurta ekleyerek, keki kendileri yapmış gibi hissediyorlar. Bu illüzyona “IKEA etkisi” adı verilmiş, çünkü IKEA mobilyaları demonte şekilde satılıyor ve kullanıcı kendisi monte ediyor, bu sayede tükettiği ürünü üretmiş hissediyor. Yani etkileşim, aidiyet dışında tatmin hissi de yaratıyor.


Anlatı tasarımı, atmosfer yaratma (çevre tasarımı), birinci kişi gözüyle görme ve deneyimin sosyalleşmesi (paylaşılması) da deneyim tasarımında kilit olan diğer noktalar. Bunlardan da daha sonra detaylı olarak bahsedeceğim.


SONUÇ


Tüm bunları araştırıp, üzerine kafa yorarken, mimarlık eğitimi ve pratiğine de deneyim tasarımı çerçevesinden bakmaya başladım. Bu çerçeveden bakmak, mimarlık eğitimi ve pratiğimizdeki eksikleri tespit etmeme yardımcı oldu. Genel mimarlık pratiğine bakıldığında 1/1  ölçeği yeterince düşünmüyor oluşumuz, forma veya fonksiyona takılırken insan deneyimini göz ardı edişimiz, gözmerkezci anlayışla görme dışındaki duyuları “görmezden” gelişimiz beni daha da fazla rahatsız etmeye başladı.


Önce sanal gerçekliğin bu eksikler karşısına ne kadar tamamlayıcı bir teknoloji olduğunu fark ettim (Sanal gerçeklik konusuna bu yazıda özellikle girmedim, sonraya bıraktım.). Daha sonra bu durumun temeline inip sebeplerini öğrenmeye çalıştım ve size bu yazıda bahsettiğim kavramları tanımladım, tanımlamaya devam ediyorum. Çünkü sadece mimarlık değil, birçok disiplinin bu bakış açısından faydalanabileceğine inanıyorum.

VR1 Virtual Reality Lab.

Bahçeşehir University Galata Campus

  • Gri Facebook Simge
  • Gri Instagram Simge
  • Gri LinkedIn Simge